Türkiye'deki jeotermal enerji kaynaklarının verimli kullanımı   27.5.2008     Dünya / Yük.Müh. Muharrem BALAT

Bilinçsiz enerji kaynakları kullanımı, ileri safhalarda, enerji ihtiyacını karşılamakta dışa bağımlı duruma gelinmesi durumuna sebep olabilmektedir.

Her geçen gün büyümekte ve gelişmekte olan ülkemizde, diğer gelişmekte olan ülkelerde de olduğu gibi, kalkınarak milli gelirin artırılması ve hayat standartlarının yükseltilmesi hükümetlerin ve halkın en önemli öncelikleri arasında gelmektedir. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla "ne pahasına olursa olsun üretim anlayışı", "sürdürülebilirlik" kavramını hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline getirmiştir. "Sürdürülebilir" kelimesi ile başlayan terimler hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır artık: "Sürdürülebilir Kalkınma", "Sürdürülebilir Çevre", "Doğal Kaynakların Etkin Verimli ve Sürdürülebilir Kullanımı"...

Sürdürülebilir kalkınma, esasında bir değişim sürecidir. Bu değişim süreci içinde kaynakların kullanımı, yatırımların yönlendirilmesi, teknolojik gelişmenin yönünün seçilmesi ve kurumsal kültürün gelişmesi öğeleri birbirleri ile entegre ve uyum içinde olmalıdır; yine bu öğeler toplumun bugünkü ve gelecekteki ihtiyaç ve beklentilerini karşılama potansiyelini destekleyici yönde insanlığa hizmet etmelidir.

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle, ülkede harcanan enerji miktarı bir biri ile doğru orantılı değerlerdir. Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer almakta olan Türkiye'de de her geçen gün ihtiyaç duyulan enerji miktarı artmakta, artan enerji ihtiyacına paralel olarak değişik enerji kaynakları talebi de artmaktadır. Yeni enerji kaynaklarının belirli maliyetleri vardır, bu maliyetlerden bazıları şöyle özetlenebilir: Ekonomik (tesis ve altyapı) maliyet, sürdürülebilirlik maliyeti, çevre maliyeti, vb. sözü geçen maliyetler ve diğer maliyetler karşılanabildiği sürece enerji kaynakları "sürdürülebilirlik" özelliğini devam ettirebilmektedir. Fakat bozulan çevresel koşulları yeniden eski haline getirmek veya tükenen kaynağın yerine yenisini koymak bazen mümkün olamadığından, ekonomik maliyetler karşılansa ve ekonomik sürdürülebilirlik mümkün gözükse dahi fiziksel "sürdürülebilirlik" mümkün olamamaktadır. Bu koşullar altında enerji kaynaklarının bilinçsiz kullanımı "sürdürülebilir enerjinin" en büyük düşmanı olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bilinçsiz enerji kaynakları kullanımı, ileri safhalarda, enerji ihtiyacını karşılamakta dışa bağımlı duruma gelinmesi durumuna sebep olabilmektedir. Bu nedenledir ki gelişmiş ülkeler enerji ihtiyaçlarının değişik kaynaklardan karşılamakta ve bu kaynakları çok dikkatli bir şekilde yönetmektedirler.

Günümüzde, enerji ihtiyacının büyük bir kısmı hidrolik enerjiden ve fosil yakıtlarından karşılanmaktadır. Fosil yakıtların giderek tükenmesi ve bu tür yakıtların yarattığı çevresel sorunlar nedeni ile fosil yakıtların yerine yakın gelecekte alternatif enerji kaynaklarının alması kaçınılmaz bir sonuçtur. Alternatif, çevre dostu ve yenilenebilir enerji kaynakları araştırmaları sonucunda bir adım öne çıkan, kalite bir enerji kaynağı vardır: Jeotermal Enerji.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından önemli bir tanesi olan jeotermal enerji, yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklığı sürekli 20 Co den fazla olan ve çevresindeki normal yeraltı ve yerüstü  sularına oranla daha fazla erimiş mineral, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen sıcak su ve buhar olarak tanımlanabilir. Jeotermal, Düşük (20 Co -70 Co), orta (70 Co -150 Co) ve yüksek (150 Co 'den yüksek) entalpili (sıcaklıklı) olmak üzere genelde üç gruba ayrılmaktadır. Genel olarak, yüksek entalpili akışkandan elektrik üretiminde, düşük ve orta entalpili akışkandan ise ısıtmacılıkta yararlanılmaktadır. Bunların yanısıra jeotermal akışkanlardan, kimyasal madde üretimi, kültür balıkçılığı gibi çok değişik amaçlarla da yararlanılabilmektedir. 

Jeotermalin ülkemizdeki varlığına ve dağılımına baktığımızda, Jeotermal kaynakların sayısı açısından ülkemizin şanslı bir ülke olduğunu ancak, sıcaklık değerlerine bakımında aynı şeyi söylemenin pek mümkün olmadığını, jeotermal kaynakların büyük bir kısmının düşük ve/veya orta entalpili kaynak niteliğinde olduğunu görmekteyiz.

İlk defa 1962 yılında MTA tarafından başlatılan sıcak su arama ve geliştirme çalışmaları, 1968 yılında elektrik üretimine elverişli Aydın-Sultanhisar ve Kızıldere-Denizli Jeotermal Enerji Sahası'nın keşfedilmesi ile hız kazanmıştır. 1982 yılında yine elektrik üretimine uygun Aydın-Germencik ve Çanakkale-Tuzla sahalarının keşfiyle bu alandaki çalışmalar daha da genişletilmiş, yapılan araştırmalar sonucunda ısıtmacılık ve endüstriyel uygulamaların yanı sıra termal turizm ve balneolojik uygulamalara elverişli çok sayıda jeotermal alan tespit edilmiştir. Bu kaynakların etkin ve verimli kullanımı ile ilgili çalışmalar ise ancak yakın zamanlarda başlatılabilmiştir.  2006 yılı Mayıs ayında MEGE - Menderes Geothermal Elektrik Üretim A.Ş. bünyesinde faaliyete geçmiş olan Türkiye'nin ilk özel sektör Jeotermal Enerji Santralı Dora - 1 bu konuda iyi bir örnek oluşturmuş ve etkin jeotermal kaynak kullanımı konusunda Türkiye'de yol gösterici ve öncü olmuştur.

Enerji ihtiyacımızı karşılamada alternatif olması ve tamamen yerli olması bakımlarında özel bir önem arz eden jeotermal kaynaklarımızın sürdürülebilirliği büyük önem taşımaktadır. Jeotermal kaynaklarımızın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve deşarj yönteminin yaratacağı çevresel etkileri önleyebilmek amacıyla re-enjeksiyon (enerjisi alınmış olan akışkanın yeniden alındığı rezervuara deşarjı) hayati önem taşımaktadır. Jeotermal enerjinin kullanıldıktan sonra yenilenmesi amacıyla yapılması gereken, bu bağlamda olmazsa olmaz şartlardan birisi olan re-enjeksiyon uygulaması maalesef ki bir çok işletme tarafından uygulanmamaktadır. Re-enjeksiyon uygulamasının başarı ile uygulandığı MEGE A.Ş. Dora-1 Jeotermal Eneji Santralı ise bu konuda çok başarılı bir örnek teşkil etmektedir; enerji üretimi amacıyla kullanılan jeotermal akışkanın tümü tekrar rezervuara re-enjekte edilmekte ve böylece enerji kaynağının sürdürülebilirliği güvence altına alınmaktadır. Tamamen yerli olan ve enerji talebinde dışa bağımlılığı azaltan bu kaynaklardan, re-enjeksiyon işleminin uygulanmamasından dolayı yeterince yararlanılamamakta ve jeotermal kaynaklar bilinçsizce kullanılmakta, hatta tüketilmektedir. Bu çeşit uygulamalar ile jeotermal gibi değerli doğal kaynaklarımızın yavaşça yok olmasına neden olduğumuz gibi, akışkanın içerisinde erimiş halde bulunan element ve tuzlar sebebiyle çevrenin kirlenmesine neden olunmaktadır.

Sürdürülebilir doğal kaynak kullanımını mümkün kılmak, doğal kaynakları etkin ve verimli hale getirmek için Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü'ne (MTA) çok büyük görev düşmektedir. MTA önderliğinde yeni alanların arayışının hızlandırılması, belirlenen alanların etkin kullanımının sağlanması amacıyla Jeotermal Kanunu ve Uygulama yönetmeliklerinin etkin bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Bu konularda engin bilgi ve tecrübe sahibi olan, olaylara profesyonel bir bakış açısıyla yaklaşan MTA'ya aynı zamanda jeotermal rezervuarların sınırlarının sağlıklı bir biçimde tespit edilmesi bakımından anahtar rol düşmektedir. Rezervuar sınırlarının ve bu rezervuarların kapasitelerinin detaylı bir biçimde belirlenmesi hem yatırımcılar açısından hem de rezervuarların efektif çalıştırılıp doğru biçimde denetlenebilmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Yukarıda değinilen bağlamlarda jeotermal kaynakların etkin ve verimli olarak kullanılması amacıyla çıkartılan Jeotermal Kanunun ve Uygulama Yönetmelikleri'nin etkin bir şekilde uygulanması çok büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde çok geniş alanlarda bulunan jeotermal kaynaklarımızdan sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde daha etkili ve daha verimli olarak yararlanmak; jeotermal kaynakların yenilenebilir bir enerji kaynağı olmasını sağlamak bizlerin, hükümetimizin, yatırımcılarımızın ve bilim adamlarımızın ortak hedefi olmalıdır.




Bu haberi arkadaşına gönder:
Gönderen Ad Soyad : 
Alıcı E-Posta Adresi :